ÇOCUĞUN İHTİYAÇLARI
Okulöncesinde Sosyalleşme ve Disiplin Sorunu
Okulöncesindeki çocuğun bebeklik döneminden farklı olarak 2
ayrı sosyal dünyası vardır. Bunlardan biri akranlarla, diğeri de yetişkinlerle
ilişki içinde olunan dünyalardır. Yetişkinlerle olan ilişkide güç ve
sınırlamalar genellikle yetişkinden gelir. Yetişkin, çocuğun davranışlarına
rehber olur, onu yönlendirir ve ona öğretir. Çocuk bu işbirliğini çoğunlukla
arar fakat bazen de bu tür bir birlikteliğe direnir. Çocuğun arkadaşlarıyla
ilişkisi karşılıklılık ve işbirliği içerirken yetişkinlerle daha fazla
koruma ve sınırlama içerir. Bir çocuğun yetişkinle ilişkisi onu, akranlarla olan
ilişkiye hazırlar ve her ikisi de çocuk için gereklidir. Çocuğun
yetişkinle ilişkisi özellikle kültürel değerlerin ve sosyal kuralların
aktarılmasında oldukça kritiktir (Başkasının eşyasına zarar verilmez,
selamlamaya karşılık verilmelidir, başkaları giyinir veya soyunurken seyredilmez
vb). Akranlarla etkileşimde ise paylaşma, yardım etme ve sempati gösterme gibi
olumlu davranışlar daha az; saldırgan ve bencilce etkileşimler daha fazladır.
Fakat akranlarla paylaşma ve diğer olumlu davranışlar 4-12 yaşları arasında
hızla gelişir.
Okulöncesindeki yıllar çocukların hızla sosyalleştikleri
yıllardır. Çocuklar çevrelerini araştırmak, yeni beceriler geliştirmek ve
bağımsızlıklarını ortaya koymak üzere programlanmışlardır. Ana baba olarak bunu
unutmamalı ve çocuğun patronu olmak yerine onunla işbirliği içinde olmaya
çalışmalısınız. Çocuğun davranışlarını sınırlama ve ona kurallar koyma kolay
olmayacaktır. Fakat herşeye rağmen çocuklar, özellikle kendi güvenliklerini
sağlamayı öğrenmede isteklidirler. Bir başka deyişle aslında disipline
muhtaçtırlar. Ancak disiplin, çocuğa emirler verme ve uymadığında cezalandırma
değildir. Disiplin, sayısız farklı koşulda ve durumda tekrarlarla çocuğa nasıl
davranacağını öğretme ve kendini kontrolü sizden ona geçirme işlemidir. Çocuğa
ne yapacağını öğretirken emir vermek yerine onaylayabileceğiniz seçenekler sunun
ve emirlerinizle onu çileden çıkarmak yerine karar alma becerisini geliştirin.
Çocuğa nasıl davranacağını öğretme işi tam bir sabır
işidir. Bu konuda size yardımcı olabilecek bazı altın kurallar şöyle
sıralanabilir:
Siz de onun davranmasını istediğiniz gibi davranın: Çocuk
sizin ona gösterdiğinizden daha fazla anlayış, işbirliği ve ilgiyi size
göstermeyecektir. Meşgul olduğunuzu söyleyerek bulmacasına yardım etmezseniz o
da size masa hazırlarken yardım etmeyecektir.
İyi davranışı ödüllendirin,
kötülerini değil: Markette şeker için ağlayan çocuğu susturmak amacıyla şeker almayın,
fakat şeker için ağlamadığında ödüllendirin.
Genelde olumlu bir dil
kullanın:
Yap sözcüğü yapma sözcüğünden daha etkilidir. Çocuğunuza neyi yapmaması
gerektiğini değil, neyi yapması gerektiğini söylemeye çalışın. Örneğin
bisikletini koridorun ortasında bırakma yerine bisikletini şu duvarın kenarına
bırak böylece takılıp düşmezsin deyin.
İletişiminizde açık ve
anlaşılır olun:
Çocuğu yönlendirici ifadeleriniz olumlu olsa bile açık değilse işe yaramaz.
Örneğin, “terbiyeli davran” olumlu bir ifadedir. Ancak kastettiği şey,
“sevmediğim şeyleri yapma” dır. Bazen siz kendiniz bile kararsız iken çocuk neyi
sevip neyi sevmediğinizi nereden bilecektir.
Açıklama yapın:
Yapmasını istediğiniz bir davranışın nedeni için çocuğa “çünkü ben öyle
istiyorum” derseniz, çocuk bu açıklamadan hiç bir şey öğrenmeyecektir. Oysa
“Makası yerine koymalısın. Eğer koymazsan sivri olduğu için batabilir.”
Açıklaması o yaşlardaki çocuklara nasıl davranması gerektiğini anlatan bir
açıklamadır.
“Hayır” demeden önce düşünün:
Bir davranışa gerçekten engel olmak ya da bir hareketi yasaklamak istediğinizde
bir kez daha düşünerek bu sözcüğü kullanın ve hayır dedikten sonra geri
dönmeyin. Çünkü bu sözcük çocuk ile aranızda en fazla çatışma yaratan sözcüktür.
Sadece çocuğun güvenliği ile ilgili konularda katı olmakta yarar vardır.
Beklentileriniz çocuğa uygun
olsun ve ona güvenin: Çocuktan yapabileceğinden daha fazlasını beklemeyin ve yapabilecekleri
için de ona güvenin. Örneğin kendi kendine bakabileceğinden eminseniz bir
arkadaşının evine gitmesine izin verin. Değil ise göndermeyin. Gönderirken
yapacağınız uyarılarla onun işini zorlaştırmayın.
Tutarlı olun:
Aile içi yaşamı düzenleyici temel kurallar getirin ve bunlara tüm ev halkı
olarak uyun. Kararlı olduğunuz davranışlar için de kesin kurallar
koyabilirsiniz; ancak çocuk, koşullar değiştiğinde kuralı esnetmenizi
bekleyebilir ve bunu, duruma özgü bir değişiklik olarak değerlendirebilir.
Örneğin, sizlerle yatması yasaklanmışsa bu, örneğin babaannesi geldiğinde
onunla da yatamayacağı anlamına gelmemelidir.
Hatalı olduğunuzda hatanızı
kabul edin:
Siz çocuğa model olduğunuz için hatanız olduğunda özür dilemeniz, ona da hatalı
olduğunda özür dilemeyi öğretecektir. Çocuk, herkesin hata yapabileceğini
anlarsa ne siz, ne kendisi ne de arkadaşları için yüksek standartlar
geliştirmeyecek ve her hangi bir hatanızda hayal kırıklığı yaşamayacaktır.
Yukarıda önerilen davranışların asıl amacı, çocuğun
davranışını kontrol etme ve davranışları için sorumluluk almasını sağlamaktır.
Eğer çocuğunuz sizin koyduğunuz sınırlamalara uymamakta direnir, başkalarına
zarar veren saldırgan davranışlar gösterirse tüm bu davranışlarının sonuçlarına
da katlanmayı öğrenmelidir. Bunun için çocuk cezalandırılabilir ancak ceza,
çocuğa gerçekten bir şey öğretmelidir. Cezalandırmayla ilgili olarak
aşağıdakiler önerilmektedir:
Cezayı davranışın hemen üstüne verin. Eğer aradan zaman
geçerse çocuk, hangi davranışının celandırıldığını hatırlamayacaktır.
Fiziksel ceza vermeyin. Dayağın kendisi bir saldırganlık
gösterisidir ve üstelik dayak yiyen çocuklar niçin dövüldüklerini
hatırlamamaktadırlar.
Dayak, çocuk ile olan işbirliğinizi elinizden almaktadır.
Çocuğu aptal ve çaresiz hissettiren cezalar vermeyin.
Sizin davranışını onaylamadığınızı belirten bir hareket
veya ifade en iyi cezadır.
Ceza olarak bir şeyi yasaklıyorsanız, bunu bağırarak değil,
yavaşça ve kibar bir dille söyleyin.
Çocuğa verilecek en iyi cezalardan biri, çocuğu çok kısa
bir süre için aile içi etkileşimden ya da yaptığı etkinlikten men etmedir. Bu
cezada çocuk, bağırıp çağırmadan uyarıcısız bir ortama (kendi odası veya evin
belirli bir köşesi) gönderilir ve kaç yaşında ise o kadar dakika bekletilir.
Çocuktan bu sırada, yaptıkları hakkında düşünmesi istenir.
Okulöncesi dönemdeki çocukların önemli bir özelliği de çok
hareketli ve saldırgan olmalarıdır. Bununla birlikte çocuklardaki saldırganlığın
bir ölçüde ana babanın çocuk yetiştirme tutumlarıyla da ilgili olduğu
bulunmuştur. Örneğin; her zaman izin verici davranan, çocuğu serbest bırakan
fakat her zaman da cezalandıran annelerin çocukları en saldırgan çocuklar
olurlar. Genellikle izin verici davranıp çok az cezalandırıcı olan anneler ile
genellikle izin verici olmayan ve cezalandırıcı olan annelerin çocuklarında orta
düzeyde bir saldırganlık, daha az izin verici ve daha az cezalandırıcı olan
annelerin çocuklarında ise en az düzeyde saldırgan davranış gözlenmektedir. Ana
babanın çocuk üzerinde hem sağduyulu bir denetimi hem de özerkliği
cesaretlendiren tavırları birlikte yer aldığında, bu koşullarda yetişen çocuklar
meraklı, aktif, girişken, uyumlu ve diğerlerine göre daha az olumsuz davranış
gösteren çocuklardır. Eğer özerkliğin desteklenmediği bir ortamda çocukların
davranışı üzerinde yüksek bir kontrol var ise bunun da çocukta merakın,
girişkenliğin, orijinalliğin ve hayalin olmamasıyla ilişkili olduğu bulunmuştur.
Anne babaların çocuğa, onu olduğu gibi kabul ederek,
anlayarak, sevgi göstererek ve destekleyerek yaklaştıkları, daha fazla
açıklamada bulundukları koşullarda da çocuklar, kuralları ve düzenlemeleri daha
kolay içselleştirmekte ve kendilerini kontrol etmeyi daha kolay
başarmaktadırlar. Ayrıca böyle bir tutum ebeveyn ile çocuğu yaklaştırmakta,
etkileşimi artırmakta ve böylece çocuktaki kaygı azalmaktadır. Ebeveyn-çocuk
ilişkisi daha az korkulu ve daha az güç yönelimli bir ilişki haline gelmektedir.
Bu koşullarda çocukların özsaygıları yüksektir ve olumlu davranışlar daha
fazladır.
Son Güncelleme: 28-Nisan-2006